Gözlerimi aralayıp uyandığımda aklımdan geçen tek şey O'ydu. Hasta olmasını istemediğimiz yavru kediyi nazikçe ıslak bir bezle siler gibi sessizce sağıma döndüm, oradaydı. Güneşin ışıkları henüz odaya vurmamıştı ama aydınlığı hissetmem için güneşe ihtiyacım yoktu. Benim galaksimin güneşi yanı başımda parlıyordu. Fizik kanunları el verse üzerinde milyarlarca hayat taşıyan dünyanın bile onun yörüngesine gireceğinden emindim. Aşıktım. Ve aşk beni kendi güneşimi yaratmamı sağlayacak kadar kör etmişti.
Monolog bakışlarımdan sonra nihayet katilim olan hançer gibi kirpikler birbirinden ayrıldı. Hafifçe gözlerini açıp bana baktı. Dudaklarına yayılan ve kenarlarında parantezler bırakan gülümsemesiyle "günaydın" dedi. Ben Nemrut'un zirvesinde güneşin doğuşunu seyreden turist gibiydim. Aşağıya nasıl ineceğim umurumda değildi. Keşke yamaçlarından tepetaklak yuvarlanarak düşebileceğimi de hesaba katsaydım.
Pazar günüydü. Bence pazar gününü anlamlı kılan tek şey kahvaltıdır. Hiç becerim olmamasına rağmen mutfağa gidip kahvaltı hazırlamaya başladım. Bir süre sonra o da geldi ve bana yardım etmeye başladı. Uzaktan baksanız dünyanın en normal yumurtalarını dünyanın en normal tavasına kırdığımı görürdünüz. Ama ben boş tuvale boyalarını çarpan Jackson Pollock gibi hissediyordum. Yaptığımı aşkla yapıyordum. Eğer o yumurtaları ekmeğimizi bana bana yemeseydik ben öldükten yıllar sonra bir müzayedede "tavadaki yumurtalar" eserim milyon dolara alıcı bulabilirdi. Her yumurta beyazının tavada piştiği yerde aşk vardı.Yumurtanın tadına baktığında gözlerimin içine bakarak hayatında yediği en güzel yumurta olduğunu iddia etti. Yalan söylemiyordu. Ve ben bunu duymak için dünyadaki bütün kümeslere girip daha iyi bir yumurta arayabilirdim.
Kahvaltı bittikten sonra masada duran winston lightından bir dal aldım ve yaktım. Dumanı üflerken bütün saatlerin pillerini çıkarıp zamanı oracıkta durdurabilmeyi istedim. Keşke durdurabilseydim.
Bundan bir kaç ay sonra bir nehir kıyısında günbatımına karşı rakılarımızı yudumlarken gözlerinin her zamankinden biraz daha dalgın, onlardan saçılan ışığın biraz daha az olduğunu hissettim. Kafasını masadan kaldırıp gözleriyle taa ruhumun içine baktığında ağzından çıkacak kelimelerin dönüşü olmayacağını biliyordum.
"Ben sana aşık değilim" dedi. Ufka doğru baktığımda batan güneşin dünyamızın güneşi mi yoksa kendi güneşim mi olduğunu anlayamadım. O gün o kadının dudaklarını öptüğümde son kez öptüğümün farkındaydım. O katildi artık, hem benim hem de doğacak çocuklarımızın katiliydi. Karındeşen Jack gibi sayısız insanı öldürmüş bir seri katil olsa bile umurumda değildi, onu seviyordum ve gitmesine izin vermekten başka çarem yoktu..