Yine lanet bir pazartesi sabahıydı. Telefonumun alarmı yedi şiddetinde sallıyordu kulak
zarlarımı. doğruldum, yüzümü yıkamaya gittim ve aynaya baktım, herkeste olan
o boktan ifade bende de vardı, ifadesizlik ifadesi. ne zaman olmuştu nasıl olmuştu bilmiyorum ama
dünyada kalan son sağlıklı kadını ve son sağlıklı erkeği klonlayıp bütün dünyayı iki farklı suratlı
milyonlara dönüştürmüşlerdi. herkes birbirinin aynısıydı. herkes mimiksizdi, sadece işe gidiyor,
çalışıyor, akşam emeklilik hayalleri kurup uyuyordu. Emekli olunca ne olacaktı acaba? geçen giden
ömürler kimsenin umurunda değildi. ben hariç. ben bu konuyu çok düşünüyordum, hayatın çalışmaktan
ibaret olmadığını, hayatın tecrübeler eklenerek anlam kazanacağını,yeni yerler görerek
güzelleşeceğini düşünüyordum. daha çok insan tanımanın da güzel olduğunu eski bir kitaptan
okumuştum,sanırım eskiden herkes aynı değilmiş,aşk denen bir duygu varmış, karşındakini kendinden
çok düşünme hali,nasıl bir şeyse artık.. şimdi bunların bir anlamı yok. Kalabalık bir caddeye
çıktığımda aynalarla dolu bir labirentte kaybolduğumu hissediyorum. ayna dediğime bakmayın sadece
dış görünüşüm onlarla aynı, asla o aptallar gibi olmayacağım. yeni tecrübeler kazanmadan,gezmeden
önce ölmeyeceğim. Bu düşüncelerimi iş yerinden tanıdığım bir kaç kişiye söylediğimde saçmalamayı
kesmemi söylediler. neymiş efendim emekli olunca düşünecekmişim bunları. ya emeklilikten sonrası
yoksa? bugüne kadar emekli olan kimseyi görmedik. çalışma süresini dolduranlara ufak bir tören
düzenliyorlar ve arkasından bir kaç görevli eşliğinde götürüyorlar. bir şekilde herkes emekliliğin
mükemmel bir hayat getirdiğine inanmış.
her zaman olduğu gibi suratsızlar ordusuyla birlikte metroya doluşuyoruz. her gün gidiş geliş
toplam bir saat kendi suratlarıma katlanmak zorunda kalıyorum. eminim ben de böyle görünüyorum
adiler! ifadesiz,suratsız hayatlarınıza beni de malzeme yapıyorsunuz. adeta bu tek vücudun isyan
eden serçe parmağı gibiyim, kimsenin umurunda değilim. arada bir kirişlere, sehpa kenarlarına
beni çarpmasalar ben bile varlığımı unutacağım.
tam 4.duraktan geçerken vagonun en ön kısımlarında bir şey fark ediyorum. bütün kadınların taktığı
o iğrenç kahverengi tokalardan farklı, turuncu renkli bir toka görüyorum. herkesin saçları
at kuyruğu olduğu için çok dikkat çekmiyor ama ben görüyorum işte. sanırım çok bakmış olmalıyım
kadın da dönüp bana bakıyor. ve ağzını yamultuyor. o da ne? hayatımda ilk defa böyle bir yüz
ifadesi görüyorum. dudaklarının iki ucu yukarı doğru kıvrıldı ve ağzını yaydı. bunu görür görmez
yüzüm yanmaya, midem bulanmaya, kalbim daha hızlı atmaya başladı. bu neydi? bakışlarımdan rahatsız
olup bana büyü mü yaptı acaba?
o gün geçmek bilmedi, bütün gün turuncu tokalı kadını düşündüm. o kimdi? yaptığı yüz ifadesinin bir
anlamı var mıydı? gece yatağıma uzandığımda tam 3 saat uyuyamadım, ne yapıp edip o kadına bu
yaptığının anlamını sormalıydım.
ertesi gün ve haftanın diğer günleri turuncu toka görme umuduyla sürekli birbirinin aynısı
suratlara bakıp durdum. kutuplarda arkadaşını kaybetmiş penguen gibiydim. herkes aynıydı.
derken onu ilk görüşümden tam 42 gün sonra yine bir pazartesi günü kendi vagonumda onu buldum.
sonbaharda kuruyan bir ağacın yeşil kalmış son yaprağı gibiydi. çevresindeki her şey renksizdi.
tam sekiz dakikalık düşüncelerden sonra yanındaki adam trenden indi. sakin olmaya çalışarak
yanına oturdum. bana bakmadı bile. içimde şişen balonların hepsini patlatarak selam verdim.
+merhaba.
-iyi günler.(yine o ağız hareketi)
+sorum size garip gelecek ama neden turuncu bir toka takıyorsunuz?
-çünkü hoşuma gidiyor. her pazartesi bu tokamı takarım.
+hoşunuza mı gidiyor? o ne anlama geliyor ki?
-yani beğeniyorum.
+peki bu ağzınızla yaptığınız hareket ne anlama geliyor?
-kendimi bildim bileli var, internetten araştırdığımda eski dilde "gülümseme" diye bir kelimeyle
karşılaştım, eskiden insanların mimikleri varken kullanırlarmış.
+gülümseme ha! peki neyi ifade ediyormuş?
-bu konu sizi neden bu kadar ilgilendirdi?
+çünkü bundan tam 6 hafta önce işe giderken bana gülümseme yaptınız.
-aman tanrım! o siz miydiniz. insanlara bakarak kaşlarını çatan?
+kaş çatmak mı?
-evet belki bugüne kadar fark etmemiş olabilirsiniz ama siz de insanlara bakarak kaşlarınızı
çatıyordunuz. yani sıkıntı belirtisi olarak iki kaşı aşağıya doğru çekerek birbirine yaklaştırma.
+hadi ya. gerçekten farkında değilim.demek benim de bir mimiğim varmış.
-bu arada ben çakıl.
+çakıl mı? numaranız yok mu? ben 224.
- gerçek ismim 618. eski bir çizgi filmden buldum bu ismi.
+ bir sahte isim ha, gerçekten çok iyi fikirmiş.
memnun oldum bu benim durağım diyerek elini uzattı ve bu sefer dişlerini de göstererek o
muhteşem gülümsemesini önüme serdi. ben de memnun oldum, hem de çok. iki adım uzaklaştıktan sonra
arkasını döndü
- bu arada gülümsemenin anlamını sormuştunuz, mutluluğun yüze yansımasıdır.
o akşam eve gittiğimde yatmadan önce dişlerimi fırçalarken o gün olanları düşündüm.
sanki o gülümsemeyi ilk gördüğümde duvara çarpmıştım ve içimdeki hava yastığı şişmişti.
o sırada dikkatimi aynadaki suratıma verdiğimde inanılmaz bir şey gördüm, gülümsüyordum.
bir insanın ad numarasını öğrendiğinizde her şeyine ulaşabiliyordunuz. buluşmaya,gülüşmeye,el
ele tutuşmaya ve sevişmeye başlamıştık.bu sadece aşk olabilirdi.günler, haftalar, aylar geçmişti
fikirlerimizi paylaşıyorduk,destekliyorduk,kavga ediyorduk. mükemmeldi. artık birer robot değildik.
en sonunda ona hayat hakkındaki fikirlerimi anlattım, benimle her şeyi yapabileceğini söyledi.
işlerimizden ayrıldık ve yollara düştük.
3 yıl sonra..
İğrenç bir pazartesi günü yatağından doğrulan 769 her sabah yaptığı gibi ilk iş olarak sigarasını
yaktı ve internetten haberleri okumaya başladı. Şaşkınlıktan gözleri büyüdü. bütün haber
sitelerinde aynı haber vardı. dünya'nın ilk farklı bebeği doğmuştu. haber şöyle devam ediyordu.
yıllar önce işlerinden ayrılan 618 ve 224 hiç görülmemiş bir şekilde üredi. kızlarının adına
çakıl koyduğunu ifade eden sevgililer..
769 haberin gerisini okumadı, arkaya yaslanıp tavana bakarak farkında olmadan gülümsedi..
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder