Uyandı. Yanak etleri acıyana kadar esnedi. Sonra ayağa
kalktı ve öne ve arkaya eğilerek gerindi. öğlen olmak üzereydi. Dünden Murat’ın
bıraktığı yemeğin yerini biliyordu, afiyetle onu yedi. Sonra hafif tempolu
adımlarla yürüyüşe çıktı. Güneş’in ne
yaktığı ne de üşümeye izin verdiği harika günlerden biriydi. Yüzünü güneşe dönüp
yoruluncaya kadar yürüdü. Vardığı yer bulundukları şehri tepeden gören düz
çimenlik bir alandı. Çimenlere uzandı kafasında hiçbir düşünce olmadan şehre
baktı,göz gezdirdi, olduğu yerde yuvarlandı. Sonra elinde topla dört çocuk geldi
bütün öğleden sonrasını yarın yokmuş
gibi top oynayarak geçirdi.Çocuklarla beraber bir çeşmeye gidip buz gibi dağ
suyunu yanaklarına doldurdu, mutluydu. Akşam
oluyordu artık, yavaş yavaş eve gitmeliydi, Murat birazdan gelirdi.
Murat sabah yedide kalktı. Apar topar bir duşun, bir dilim
kızarmış ekmekten oluşan hızlandırılmış bir kahvaltının, kapı önünde ceketini
giyerken kafaya dikilmiş bir kahvenin ardından arabasına oturdu. bir saatlik bir
yolculuktan sonra işe geldi ve üç buçuk saat boyunca monitöre baktı. Öğle arasında
büyük hayallerin dalgınlığıyla çorbanın kaşığını bir aşağı bir yukarı hareket
ettirdi. Yemekten sonra beş saat daha monitöre baktı. Yorgun bir şekilde
arabasına oturdu, bir saat daha yol gittikten sonra evin kapısında onu gördü. Gülümsedi. Kafasını okşadı. kabına sabaha da yetecek kadar yemek koydu. Bitik
bir şekilde evine giderken köpeğinin yalnız ve amaçsız yaşamı için üzüldü.
Kendine ayırdığı tek zaman içinde, film izlemeye çalışırken, yarısında uyuya
kaldı.
Uyuya kaldığı film kendi hayatını kendine zindan etmiş
insanların öyküsünü anlatıyordu.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder